Genel

Yazılıkaya / Midas Vadisi
Yazılıkaya / Midas Vadisi, Eskişehir İli, Han İlçesinin 23,5 km kuzeybatısında, Eskişehir’e 70 km uzaklıktadır. Yerleşmeye Eskişehir’den ulaşım Seyitgazi İlçesi üzerinden yapılmaktadır. Ankara üzerinden ise, Çifteler İlçe sapağından girilerek Han ilçesinden ulaşılabilmektedir. Çifteler sapağından yaklaşık 74 km’lik uzaklıktadır. Yazılıkaya / Midas Vadisi, 39°14´-39°11´ kuzey enlemleri ile 30º42´-30º44´ doğu boylamları arasında yer almaktadır. Vadi kuzeydoğu–güneybatı doğrultusunda, 1800 m. uzunluğunda ve kuzeydoğudan giriş 1250 m. genişliğinde, güneybatıya vadinin sonuna doğru küçülerek 180 m’ye kadar daralmaktadır.

Yazılıkaya / Midas Anıtı
Phrygler doğayı tüm canlılığı ile simgeleyen Ana Tanrıça Matar’a duydukları derin saygı ve bağlılıklarının en güzel görsel kanıtlarını Phryg vadilerinde yapılmış olan anıtsal ya da küçük ölçekli kült anıtları oluşturmaktadır. Anadolu kültür tarihinin ünik birer eseri olan bu anıtlar, Phryg kültür ve sanatının en çarpıcı örneklerini oluşturur.



Yazılıkaya / Midas Şehri yerleşmesinde anıtsal ve çok sayıda kült anıtının olması, burasının Phryglerin bölgedeki en büyük dini metropolü olduğunu gösterir. Fasadlar (yapı ön cephesi), altarlar (sunak) ve nişlerden oluşan bu anıtların mimari olarak tasarımları birbirinden farklı olarak yapılmış olsa da, hepsi Ana Tanrıça Matar Kubileya kültüne adanmış birer açık hava tapınağıdır.

Fasadlar, kendine özgü mimarileri ile Phryg kaya mimarlığının en özgün ve etkileyici anıt grubunu oluşturur. Phrygler, tamamen kendilerinin yaratıcı fikirlerinin ürünü olan akroterli, beşikçatılı fasadlar aslında geleneksel Phryg ahşap mimarisini ana kayaya işleyip ölümsüzleştirmişlerdir. Phryglerin başkenti Gordion’dan (Yassıhöyük) bildiğimiz dikdörtgen planlı konutların (megaronlar) kayaya oyulmuş ön cephesine benzer. İçine tanrıça heykelinin veya kabartmasının yerleştirildiği kapı biçiminde merkezi kaya nişleri yapılmıştır. Üçgen alınlıklı, cephesi geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiştir. Yazılıkaya / Midas Anıtı; Midas Şehri platosunun kuzeydoğu eteğinde, öne doğru çıkıntı yapan kaya kütlesi üzerinde yer alır.

W.M. Leake tarafından 1800’de keşfedilen anıt, Phryg mimarisine özgü bir çalışma olarak birçok gezgin tarafından incelenmiştir. Charles Texier tarafından 1834 yılında gravürü çizilen, üzerindeki uzun kitabeden dolayı “Yazılıkaya” adı verilir. Texier anıtı şöyle anlatır: “Yaylanın üç mil kadar uzağında ve batı tarafında, kuzeye, güneye uzanan ve bütün tepeleri ormanlarla örtülü bulunan büyük bir vadinin içindedir. Filolojinin çözemediği bu eski yazıları korumak için güya tabiatın özel şekil hazırladığı zannedilen, bu kayanın bakan kişiler üzerinde oluşturduğu etkiyi tarif etmek zordur. Etrafında bulunan her şey ahenk içindedir ve yerin sert ve vahşi görüntüsü, kayaların hoş resmi, ovanın yeşil zemini üzerinden fırlayarak somutlaşır”.

Anıtı gören ilk gezginlerden biri olan Ramsay Midas anıtından çok etkilenmiştir. “ Phrygia’da başka hiçbir şey olmasa bile bu anıtın görülmeye değer” olacağını söyler. Midas şehrinin kayalık platosuna işlenmiş olan bu anıt, gökyüzünün karşısına şiddetli bir şekilde durur. Phrygia’nın yüksek bölgelerinde gözüken yoğun kaya anıtları bölgenin doğal yapısının özelliği sonucu olmuştur. Bu anıt Midas Şatosunun kayalar üzerine yansıtılmış halidir, açık gökyüzüne karşı durur. Yine ilk gezginlerden olan Steuart: “Bu olağanüstü anıtın görüntüsü bana nadiren hissettiğim tarif edilemez zevk hissi doldurdu” der.

Yönü; doğuya doğru bakan anıtın yüksekliği; 17 m; genişliği; 16,5 m; yerden yüksekliği ise 1.20- 1.80 m’dir.

Anıtın yapıldığı tüf kütlesi 21 m x 22 m x 7 m boyutundadır. Areyastis Anıtı’nda yapıldığı gibi kaya oluşumundaki eğimin avantajından yararlanarak ilk olarak anıtın işleneceği yüzey düzleştirilmiştir. Böylece, anıtın üst ve sol yan konturunu takip eden doğal bir çerçeve oluşturulmuştur.

Haspels, anıtın görünüşünü şöyle anlatır: Cephe her ışıkta muhteşem görünür. Sabah güneşi anıta vurduğu zaman, yüzeyi kehribar rengi, kahverengi, parlak ve canlı; öğleye doğru, dekorasyon keskin bir biçimde tüm ayrıntıları ortaya çıkar. Akşamları koyu gri, ay ışığında yumuşaktır. Doğuya dönük olarak yapılan, hemen hemen tüm Phryg cephe anıtları gibi, şafağın ilk görüntüsünü yakalar ve bu ışık en çok bizi etkileyen şeydir. Phryg anıtlarının mümkün olan her yerde, yükselen güneşe doğru yapılması kesinlikle tesadüf değildir.

Phryg fasadlarının en büyüğü ve görkemlisi olan Yazılıkaya / Midas Anıtı’nın çatısı orta derecede eğimli beşikçatılıdır. Akroteri iç içe geçmiş karşılıklı iki daire parçasından oluşur. Günümüzde hava koşullarından dolayı aşınmış durumdadır. Alınlığı kabartma baklava motifi dizisi ile bezenmiştir. Cephe duvarı kalın bir çerçeve içine alınarak yapılmış olup; 12.50 m. x 16.50 m. ölçülerine sahiptir. Duvar yüzeyi iki bölüm halinde yapılmıştır. Birinci bölüm, rapport tekniğiyle yerleştirilmiş geometrik motiflerle bezenmiştir. İç içe geçen dikdörtgen ve karelerin kombinasyonundan oluşur. Boşluklar ise, büyük kabartma biçiminde yapılmış haç motifleri ile doldurulmuştur. İkinci bölümde ise dikey kabartma bantlarla sınırlandırılan niş çerçevesinin her iki yanındaki boşluklara üstteki ana motiften birer tane yerleştirilmiştir.

Anıtın nişi; 2. 32 m x 2. 41 m x 1. 02 m ölçülerine sahiptir. İki kademeli çerçeve ile çevrilmiş olup, iki çerçevenin üst köşelerinde ahşap hatıl uçlarını simgeleyen dikdörtgen çıkıntılar yapılmıştır. Nişin tavanın orta kısmında kare bir yuva vardır. A. Gabriel, Aslankaya ve Kapı Kaya anıtlarında olduğu gibi ayakta duran tanrıça heykelin tüfe oyulmayıp, bronz çubuklarla nişin zeminine ve tavanına sabitlenmiş olması gerektiğini söyler. Anıtın sol üst kısmında, düzleştirilmiş ana kaya üzerinde soldan sağa doğru yazılmış olan yazıt vardır.

----------------
ATES: ARKİAEVAİS: AKENANOGAVOS: MİDAİ: LAVAGTAEL: VANAKTEİ: EDAES
G. Huxley tarafından çevrisi şu şekilde yapılmıştır:
ARKEAVAS’IN OĞLU, AKENANOLAS’IN TORUNU, BUNU LAWAGETAS, KRAL MİDAS İÇİN YAPTI.
----------------
BABA: MEMEVAIS: PROITAFOST KFİ NA EPOS: SİKENEMAN: EDAES
Texier; Albay W. M. Leake tarafından keşfedilen anıtın, Midas’ın Mezarı olduğunu söyler. Sonuç olarak yazar, nişin bir cesedi koruduğunu varsayar ancak ilkel durumda boşluğun büyük bir taş plaka ile kapatıldığını düşünür. Bu hipotezler herhangi bir belirli gerçeğe dayanmamaktadır.

Yazılıkaya’da kazı yapan Gabriel ve Haspels, anıtın önünde sütunlu bir galeriye ait ana kayaya oyulmuş taban ve 4 adet sütun kaidesi ortaya çıkarmışlardır. Anıtsal fasadın, üzeri açık bir avlu ve sütunlu galeriden oluşan, Ana tanrıça Matar’a adanmış büyük bir açık hava kült kompleksi olduğu görüşündedirler.

Bitmemiş Anıt
Midas Anıtının, 210 m güneybatısında kaya oyulmuş anıt; Midas Platosu’nun batısında yer alır. Anıtın 1826 yılının başlarında A. ve L. de Laborde tarafından ilk olarak çizimi yapılmıştır. Yine ilk gezginlerden olan C. Texier ve W. Ramsay tarafından eskizleri düzeltilen anıtın, G. Perrot tarafından yeniden çizimi yapılmıştır. 20. yüzyılın başlangıcında, E. Brandenburg cephenin bitmemiş olduğunu belirtir. Araştırmacılar cephedeki mimari orantısızlıklar olduğu ve anıtın istenilen planda tamamlanamadan bırakıldığı için “ Bitmemiş Anıt” adı verilmiştir.

Yönü batıya doğru dönük olan anıtın, yüksekliği; 7.10 m, genişliği: 9.90 m ve yerden yüksekliği 5.50 m’dir.

Anıtın çatısı orta derecede eğimli beşik çatıdır. Akroteri belli bir geometrik sisteme göre birbirini kesen iç içe geçmiş karşılıklı iki daire parçasından oluşur. Alt kısımdaki daire içine altı yapraklı rozet motifi yapılmıştır. Alınlık üzeri baklava motifi dizisi ile bezenmiş olup, çatı orta dikmesi kalındır ve iki yanında simetrik olarak iki pencere yerleştirilmiştir. Kalın friz üzerinde kabartma tomurcuk ve palmet motifleri yapılmıştır. Cephe duvarı dikdörtgen şekilde yapılmış, kalın bir çerçeve ile çevrelenmiştir. Üst çerçevede yan yana yerleştirilmiş kare panolardan oluşan bezeme dizisi vardır.

Bitmemiş Anıtı Phryg kaya anıtlarının yapım teknikleri hakkında bilgi verir. İlk olarak kayanın en üst kısmı düzleştirilerek anıt, yukarıdan başlanarak işlenmektedir. Altta kalan kaya doğal iskele görevini yerine getirmektedir. Böyle bir yöntemin uygulanması ile büyük ölçekli iskele kullanmaya gerek kalmamaktadır.

Anıtın yapıldığı tüf kütlesi yaklaşık 21 m yüksekliğindedir. Midas ve Areyastis Anıtı’nda olduğu gibi, kayanın doğal eğiminden faydalanılmış ve öncelikle anıtın işleneceği kaya yüzeyi düzleştirilmiştir. Böylece, anıtın konturlarını çevreleyen doğal bir çerçeve oluşturulmuştur.

Anıtın yapım tarihine ilişkin bir kayıt olmamasına rağmen, süslemesinden özellikle frizlerle, palmetlerin incelenmesi sonucu anıtın Midas Anıtından sonra yapıldığı anlaşılır.

Areyastis / Arezastin Anıtı
Anıt; Yazılıkaya Köyü’nün 1.7 km. kuzeyinde, Çukurca - Yazılıkaya köy yolunun batısında, yola yaklaşık olarak 130 m mesafedeki yüksek kayalar üzerine yapılmıştır. Kaya üzerinde, volüt seviyesinde ve üstünde Phryg yazıtları iyi korunmuş şekilde belirgindir. Alınlığın sağ tarafında yazan “Areyastis” isminden dolayı bu ad verilmiş olup; halk tarafından “ Hasan Bey Kayası” olarak da adlandırılır.

Yönü; kuzeydoğu’ya bakan anıtın, yüksekliği; 5.50 m genişliği; 4.15 m ve yerden yüksekliği; 5. 20 m’dir. Kaya oluşumundaki doğal eğimden faydalanılarak, fasadın işleneceği yüzey düzleştirilmiştir. Çatısı Midas Anıtı gibi orta derece eğimli beşik çatılıdır. Akroteri birbirini kesen, iç içe geçmiş karşılıklı iki daire parçasından oluşur. Alt kısmında daire içine yerleştirilmiş altı dilimli rozet motifi vardır. Alınlık üzeri kabartma biçiminde yapılmış baklava motifi dizisi ile süslenmiştir. Çatı orta dikmesi kalın yapılmış olup, iki yanında simetrik iki pencere yer alır. Pencerelerin yanlarındaki boşluklarda kabartma biçiminde yapılmış rozetler yer alır.

Anıtın cephe duvarı 3.70 m x 4.15 m ölçülerinde dikdörtgendir ve iki çerçeve ile sınırlandırılmıştır. Duvar yüzeyinin ortasında, yanları hafif şişkin dairesel bir alan vardır ve üzerinde küçük bir niş açılmıştır. Çerçeveler, içinde kare panolardan oluşan ve baklava motifi olan bezemelerden oluşur. Üst kısımda kirişin altında kalın friz üzerinde Paleo- Phrygçe yazıt kazınmıştır.

Areyastis Anıtı ve Midas Anıtının, çatılı ve akroterli büyük cephelerinin bazıları üzerinde farklı bir geometrik bezeme tipi kullanılmıştır. Bu geometrik bezeme, mimaride kullanılan terrakotta levhaların taşa yansımış biçimidir. Anadolu’nun mimari terrakotalarındaki motiflerle benzediği görülmektedir. Benzerlik, baklava dizileri, bir kare içindeki dört baklava motifi ya da damalı desenlerden oluşan motiflerden ileri gelmektedir. Bu tipteki motif ve bezeme anlayışı, Gordion, Sardes ve diğer Anadolu kentlerindeki mimari terrakotta levhalar üzerinde görülmektedir.

Sümbüllü Anıtı
Anıt, Midas Şehri platosunun doğu eteğinde, platoya çıkan antik yolun yaklaşık olarak 50 m güneyinde yer alır. Haspels anıtın akroterindeki süslemeleri “ sümbüle” benzettiği için bu ad verilmiştir. Anıt, küçük olmasına rağmen, belirgin bir kapı nişine sahiptir. Kuzeydoğu yöne bakan anıtın yüksekliği; 3.90 m, genişliği; 3.23 m ve yerden yüksekliği; 1.60 m olan anıt çok tahrip olmuştur. Beşik çatılı ve sümbüle benzeyen bitkisel motifli akrotere sahiptir. Alınlık, alt alta kademeli biçimde yerleştirilmiş üç pervaz ile çevrelenmiştir. Areyastis ve Bitmemiş Anıt ’ta olduğu gibi çatı orta dikmesinin iki yanında simetrik iki pencere yer alır. Anıtın cephe duvarı, 2.25 m x 3.23 m ölçülere sahiptir. Yan duvarları kalın bir çerçeve ile sınırlandırılmıştır.

Niş dikdörtgen boyutlu 2 m x 1.35 m x 1 m ölçülerine sahiptir. Phryg anıtlarındaki nişlerden farklı olarak iç kısmı, açık renkli kare biçiminde haçlar ile bir dama deseni oluşturulmuştur. Koyu renk kareler yüksek kabartma biçiminde yapılarak, oyma haç motifi meydana getirilmiştir.

Anıtın nişinin tabanında heykelin zıvanası için dikdörtgen bir çukur vardır. Aynı biçimde tavanda da bir oyuk bulunur. Midas Şehri kazılarında bulunan kadın heykelinin aynı biçimde zıvana ile tabana konulmuş olabileceği düşünülebilir.


 

Kaleler

Yazılıkaya / Midas Vadi’sinde; vadiyi doğu yönden sınırlandıran sarp platolar üzerinde önemli kale yerleşmeleri bulunur. Deniz seviyesinden 1200- 1400 m yükseklikte yer alan bu kaleler bulundukları vadiye ve vadiye uluşan yollara hâkim stratejik konuma sahiptirler. Bu kaleler sırasıyla; Akpara Kale, Gökgöz Kale, Pişmiş Kale ve Kocabaş Kaledir. Böylece bölgenin güvenliği, birbirini uzak mesafelerden görebilen, karakol, gözetleme ve haberleşme kaleleri tarafından sağlanmıştır.

 

Phryg askerî mimarlığını en iyi tanıtan kaleler yekpare kayaların işlenmesiyle meydana getirilmiştir; Seyitgazi İlçesinde, Çukurca Ovasını dolduran ve kaya anıtlarını koruyan bu kaleler kayayı yontmasını ve kaya işçiliğini çok iyi bilen bir sanatın ürünü olduğu gösterir.

 

Akpara Kale

Çukurca Köyü’nün 750 m güneydoğusunda yer almaktadır. Kalenin savunma amaçlı olarak kullanılmış olabileceğine dair arkeolojik kanıt yoktur ama konumu nedeniyle önemli bir işlevi olduğu düşünülmektedir. Kale’nin Yazılıkaya Vadisi’ne giriş ve çıkışı kontrol altında tutmayı sağladığı söylenebilir.

 

Akpare Kale Phryg Dönemi’nden, Osmanlı Dönemi’ne kadar uzunca bir zaman diliminde kullanım görmüştür. G. Perrot, kalenin dağlık kalelerden biri olduğundan bahseder.  Dağlık Phrygia Bölgesinde önemli araştırmalar yapan C. H. E. Haspels kalede incelemeler yaparak detaylı bilgiler vermiştir. Kale kuzeyden güneye daha sonra güney doğuya doğru devam eden dikey geniş kayalardan oluşmuştur. Anıtsal biçimde yapılan kale kapısı kesilmiş taşlardan yapılmıştır. Kapıya ulaşımı sağlayan kayalıkta sekiz basamak günümüzü kadar ulaşmıştır. Kapının yanında dörtgen planlı yapılmış bir oda bulunur, odanın ambar olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

 

Bölgeye gelen ilk ziyaretçiler kaleyi “Akçe Kale” olarak adlandırılırken, modern haritalarda “Akyazı Kalesi” olarak geçer. Haspels’ın yaptığı araştırmalardan sonra kale’de 1980 yılların sonunda İtalyan araştırmacı Geza De Francovich’in Phryg kaya kutsal alanları ve kaya mezarları üzerine yaptığı çalışmasında,  Akpara Kale’den kısaca bahsetmiştir. Daha sonra K. Belke ve N. Mersich’in, araştırmalarında Tabula İmperii Byzantini’nin Phrygia ve Pisidia Bölgesi’ni içeren yayınlarında kaleden söz etmişlerdir.

Akpara Kale, üç kaleyi (Gökgöz, Pişmiş ve Kocabaş Kale), vadiyi ve Midas Şehrini çok iyi gören stratejik öneme sahip bir kaleydi. Kapıdan da anlaşılacağı üzere etkin bir biçimde kullanılmıştır.

 

Gökgöz Kale

Eskişehir’in, Han İlçesi’ne bağlı Yazılıkaya Köyü’nün 1500 m kuzeydoğusunda yer alır. Akpara Kale’nin 1200 m kuzeybatısında yer alır. Yüksek bir tepe üzerine yerleştirilmiş olan küçük bir kaledir. Pişmiş Kalenin bir parçası olarak yapılmış olabilir. Kalenin girişi vadiye bakan batı duvarı tarafındadır. Kalenin girişi, kayalar oyularak dikdörtgen biçimde boşluk haline getirilerek yapılmıştır. Haspels tarafından kale incelenerek mimari yapılar ortaya çıkarılmıştır.

 

Pişmiş Kale

Eskişehir İli’nin Han İlçesi’ne bağlı Yazılıkaya Köyü sınırları içinde yer alan kale Yazılıkaya’nın 1500 m kadar kuzeydoğusunda vadiye hâkim bir noktadadır. Eskişehir - Afyon arasında, Midas şehrinin yaklaşık olarak 2 km kuzeydoğusunda yer alan kale, Kral yolu üzerinde bulunur ve çeşit dönemlerde hudut karakolu vazifesini görmüştür. Phryg Dönemi’nde kullanım görmeye başlayan kale, Bizans ve son olarak Osmanlı Dönemi’ne kadar yerleşim görmüştür. Pişmiş Kale adını, büyük bir yangın sonucu yandığı için almıştır.

 

Pişmiş Kale’den 1800 yılında ilk bahseden araştırmacı William Martin Leake’tir. 1834 yılında Charles Texier kalede araştırma yapmıştır ve kaleden söyle bahseder. “Pişmiş Kalesi adı verilen çok eski bir binanın yükseldiği yalnız tepe, vadiye hâkim bir nokta oluşturur. Buraya insan eliyle açılmış bir yoldan kayaların arasından çıkılır. Düzensiz büyük taşlarla ve harçla yapılmış yapılar vardır. Dağa oyulan bir merdivenle tepeden vadiye kadar inerek yukarıya yiyecek taşınabiliyordu” der.

 

Kale 1861 yılında Georges Perrot ve Charles Chipiez tarafından Yazılıkaya Vadisinde yaptıkları araştırmalar kapsamında incelenmiştir. M. Georges Radet tarafından 1893 yılında kale gezilerek çizimini yapılmıştır.

 

Kale’de ilk sondaj 1939 yılında Fransız Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Albert Gabriel tarafından yapılmış ve kullanım evreleri saptanmıştır. İkinci Dünya Savaşı başladığı için kazı çalışmalarına ara verilmiştir. Daha sonra Halet Çambel tarafından kalenin doğu köşesinde yapılan kazıda Pişmiş Kale’nin tarihini aydınlatacak mimari ve seramikler ele geçmiştir.

 

Kalenin doğu köşesinde bir saha açılmıştır, ama savaş nedeniyle kazı sürdürülememiştir. Phryg Dönemi’nde vadiyi gözetleme amacıyla yapılan kalede, zirvedeki kaya oyularak tabii bir duvar oluşturulmuştur. Daha sonra duvar oyukları taş bloklarla kapatılarak odalar, erzak ambarı olarak kullanılmıştır. Kalenin eteğinde açılan yaklaşık 7.5 m boyunda yer altı merdiveni yapılmıştır.

 

Platonun en yüksek kesiminde, (rakım 1400 m) doğuda, kayaya oyulmuş veya eşlenmiş unsurlar kalmış yıkık duvarlarla çevrili dikdörtgen bir bölüm vardır. Görünüşe göre, bu set Akropol, Midas şehrinde olduğu gibi bir akropoldür. Kayalıkta dikdörtgen veya üçgen kesitli birkaç silo bulunmuştur ve bunlardan birinde kısmen karbonlaşmış buğday taneleri bulunmuştur. Bu siloların bir kısmında dikkatlice kaplanan duvarlar, iyi korunmuş bir kaplama ile kaplanmış su depolarıdır. Bazı yerlerde, düz çizgili oluklar ve dikdörtgen veya dairesel çok sayıda oyuk, yatay ahşap parçaları konulacak biçimde tasarlanmıştır. Düzgün kesilmiş taşlar, duvarların temellerine aittir. Midas Şehri yeraltı merdivenlerini anımsatan ve yerden en az 7 m derinliğe inen merdivenler temizlenerek ortaya çıkartılmıştır. Phryg Dönemi’nde inşa edilmiş olması muhtemel, olup  keşfedilen bazı kalıntılar, özellikle ahşap parçaları, bu kalenin nispeten yakın bir zamanda kullanıldığını gösterir. Çanak-çömlek parçaları da dâhil olmak üzere seramikler Osmanlı Dönemi’ne kadar kalenin kullanıldığını kanıtlar niteliktedir.

 

Pişmiş Kale C. H. E. Haspels tarafından detaylı biçimde incelerek mimari planı çıkartılmıştır. Haspels kaleyi Orta Çağ’dan kalma bir şatoya benzetir.

 

Kale etrafında bulunan yoğun kayalıklar duvar görevi üstlenmektedir. Kuzeydoğu kısımda birinden diğer kenara geçiş yeri vardır. Kapının dışında, doğuda, yarı dairesel bir kayadan çıkarılan, küçük bir karakola benzeyen geçit bulunur. Girişin içinde uzun, işlenmiş bir taş bulunur. Bu blok taş, lento ya da kapının girişi olabilir. Kapı iç kısmında kesilmiş altı basamak platonun üst kısmına doğru uzanır. Pişmiş Kale’nin güney tarafında başka bir giriş kapısı vardır. Daha sonraki bir dönemde değişiklikler yapıldığı için Phryg Dönemi orijinal yapısını anlamak güçtür.

 

Pişmiş Kale Bizans Dönemi’nde bir hudut karakolu vazifesi görmüştür, bu döneme ait seramik parçaları buluntular arasında yer alır. Osmanlı Döneminde kullanım görmeye devam eden kale’de hatıllı duvarlar, bina kalıntıları, Phryg Döneminden çok daha geniş ve daha muntazam erzak ambarları yapılmıştır.

 

 

Kocabaş Kale

Eskişehir’in Han İlçesine bağlı Yazılıkaya Köyü’nün 2 km doğusunda yer alır. Kalenin diğer adı Topbaş Kale’dir. Kale düzensiz ve dalgalı bir dağ sırtı boyunca uzanmaktadır. Sadece doğu tarafındaki sırtta 64 m’lik yüksekliğindeki cephesi nedeniyle oldukça heybetli görünmektedir.

 

Phryg Dönemi’nde yapıldığı belirlenen kale; Dağlık Phrygia Bölgesi’nin kuzeyindeki son kaledir. Kale’nin doğu kesiminde plato’nun ortasında kesilmiş, düz zeminli bazı büyük odalar yapılmıştır. Düz zeminli kayalar yuvarlak biçimde kesilerek silo ya da sarnıç olarak kullanılmıştır.   Güneydoğu kesiminde dikdörtgen şeklinde dışarıya doğru çıkıntı yapılmıştır. Burası Yukarı Sakarya Ovası’ndan Phryg Platosu’na girdiği vadinin parçasıdır. Bu nedenle bu kale gözetleme amacıyla yapılmış bir uç karakol noktası olabilir.

 

Kocabaş Kale, 1948- 1956 yılları arasında Dağlık Phrygia Bölgesinde kapsamlı yüzey araştırma yapan C. H. E. Haspels tarafından incelenmiştir. 1980’li yıllarda bölgeye gelen İtalyan araştırmacı Geza De Francovich de kale ile ilgili kısaca bilgi vermiştir.

 

 Yazılıkaya/Midas Kale

 

Eskişehir’in Han İlçesinin 18 km kuzeybatısında yer alan Yazılıkaya Köyü’nün güneybatısındaki kayalık platform üzerinde yer alır. Midas Kentinin doğusunda 1453 m rakıma sahip Toptepe, güneyinde Deveeriği Tepesi, batısında kayalık yükseltiler yer alır. Bölgedeki en önemli yerleşmelerden birisidir.

 

Midas Kale Eskişehir’in güneyinde, siyah- gri volkanik tüflerden meydana gelen ve dar vadiler ile bölünmüş yalçın kayalıklı ulaşılması güç bir bölgededir. Yazılıkaya/Midas Kale özel konumu nedeniyle çok önemli bir kale olup, Yazılıkaya vadisinin kuzey sınırında yer alır. Kuzeyde uzakta Akpara Kale’ye daha sonra sırasıyla Gökgöz, Pişmiş ve Kocabaş Kale’ye,  batıda ise Kümbet vadisini görecek biçimde uzun bir menzile sahiptir.

 

Kaleye adını veren kişi; 1834 yılında bölgede önemli araştırmalar yapmış olan Charles Texier’dir. Burada yaşan yöre halkının Midas Anıtı’nı “Yazılıkaya” olarak adlandırdığını bildirir. 1885 yılında anıtın eteklerinde kurulan köye de bu nedenle “Yazılıkaya” adı verilmiştir. Bölgede araştırmalar yapan diğer önemli araştırmacı Ramsay Yazılıkaya Köyü’nün hemen yanında bulunan kayalık platodaki yerleşmeye “Midas Şehri” adını verir ve bu şehrin savunma duvarı ile çevrili olduğu söyler.

 

Yerleşme Phryg Dönemi’nde yoğun mimar faaliyetlerine sahne olmuş, bugün ayakta kalan tüm anıtsal eserler bu dönemde yapılmıştır. Pers, Hellenistik, Roma ve Bizans Dönemi’nde de yerleşim devam etmiştir. Dağlık Phrygia Bölgesi’nde belli sürelerde kazısı yapılan tek kale burasıdır.

 

İlk Tunç Çağı’ndan itibaren yerleşme gören alan, Hititler Dönemi’nde büyüyerek kale yerleşimi oluşturulmuştur. Kentin ana girişi doğu yönde anakayaya açılmış rampalı yol ile sağlanır. Rampa boyunca kaya yüzeyine yapılan figüratif kabartmalar Hitit Dönemi’ne tarihlendirilir. Şehrin yayılım alanı içinde platoya çıkan kayaya oyulmuş yollar, plato üzerinde anakaya yontularak yapılmış anıtsal ölçekli kaya sunakları, girişleri platodan başlayan merdivenle inilen tonoz örtülü kaya tüneli, güneybatı yönde alt terasta birbiriyle bağlantılı anıtsal girişli, basamaklı üç kaya sarnıcı en önemli yapıları oluşturmaktadır. Yerleşmeyi çevreleyen tüf kayalarda ise fasad, basamaklı sunak ve nişlerden oluşan çok sayıda kült yapısı ve oda mezar bulunmaktadır.

 

Midas Kale’de anıtsal ölçekli, dini içerikli birçok anıtın bulunması burasının Phryglerin en önemli dinsel merkezi olduğunun göstergesidir.  Alanda Phryg dinin somut belgeleri olan niş, fasad ve atarlardan oluşan çok sayıda kült yapıtı bulunmaktadır.

 

Kale’de; Albert Gabriel başkanlığında 1936 yılında ilk sondaj çalışmasının ardından, Atina’daki Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nden arkeolog C. H. E. Haspels’ı, Gabriel kazılar katılması için davet etmiştir. Haspels, 1939 yılına kadar devam eden kazılarda arazi başkanlığı görevini sürdürmüştür. Kale’de yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sırasında akropol üzerinde şehrin kurulmuş olduğu tespit edilmiştir. Buna göre yerleşmede birbirini takip eden farklı dönemlere ait iskân izleri vardır. İlk dönem; MÖ 1. binden öncesine ait bir şehir topluğunun kale’de yerleşim kurmalarıdır. Bu yerleşim MÖ 1’inci binin ortalarına doğru tahrip edilmesi. Daha sonra MÖ 4’üncü yüzyılda yeni bir şehir topluluğunun kuruluşu ve son olarak Bizans Dönemi’ne kadar devam eden; hatta günümüzde bile kullanılmaya devam eden bir yerleşim vardır.

 

“Midas Şehri” adı verilen tahkimli şehir, Midas anıtına hâkim bir kaya platosu üzerine kurulmuştur. Platonun bazı yerlerine kaya içine oyularak yapılmış merdivenler sayesinde ovaya doğru inilmektedir. Önceleri tahkimli olan plato üzerindeki kaya üstünde inşa edilmiş yapıların temel kalıntıları bulunmuştur.  Bu çalışmalar sırasında çok sayıda monokrom gri renk Phryg seramiğinin yanı sıra, az miktarda da Yunanistan’dan ithal edilmiş seramikler bulunmuştur. Madeni eşyalar tunç ve demirden yapılmış olup fibulalar da buluntular arasında yer almaktadır.

 

Haspels II. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine, 1939 yılında kazıya ara vermek zorunda kalmıştır. Kale’de yaptığı çalışmalar sonucu yerleşimde üç evre olduğu kanısına varmıştır. Haspels birinci evreyi Phryg Devleti’nin bağımsızlık dönemine tarihler. Plato’nun etrafı sur ile tahkim edilerek, kayalara merdivenler oyulmuştur. Kimmer istilası sonucu yakılıp yıkılmıştır.  İkinci evre; MÖ 6’ıncı yüzyılın ilk yarısına tarihlenen Lydia egemenliği dönemi olarak belirtilir. Yerleşimde bu dönemde sanat eserleri, heykeller, pişmiş topraktan kaplamalı binalar yapılmış olup; aynı zamanda Yunanistan ile ilişkiler kurulmuştur. MÖ 546 yılında Perslerin Lydia’ya karşı yaptıkları sefer sırasında şehir işgal edilmiş olabilir.  Son evre Pers hâkimiyeti dönemine tarihlendirilir. Daha sonra Hellenistik ve Roma Dönemlerinde de kale’de yerleşimin devam ettiğini bildirir.

 

Kale’de ikinci dönem kazıları 1948 başlayıp, 1951 yılında sona ermiştir. Bu dönem İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü adına, arazi başkanlığını Halet Çambel’in yürüttüğü dönemdir. Bu çalışmalar sırasında Prehistorik Döneme tarihlenen mezar sayesinde yerleşmenin tarihinin çok daha eski bir dönem ait olduğu anlaşılmıştır.

 

Doğanlı Kale

 

Eskişehir İli’nin Seyitgazi İlçesi’ne bağlı Çukurca Köyü’nün 1.5 km kuzeybatısında yer alan kalenin üst kısmındaki kaya parçası “doğan” a benzetildiği için Doğanlı Kale adı ile tanınmıştır.

 

Phryg Dönemi’nde yapılmış olan kale, vadiye hâkim bir konuma sahiptir ve yedi kattan oluşmuştur. Roma ve Bizans Dönemlerinde de kullanım göremeye devam eden kaleye mezarlar ve yeraltı geçitleri eklenmiştir. Merdivenler yapılarak katlar arası geçiş sağlanmıştır. Güney platformun ortasında, su ihtiyacını karşılamak için sarnıç yapılmıştır. Kalenin doğu tarafında ise zemin seviyesinde sıra halinde silolar bulunur.

 

Doğanlı Kale’den ilk bahseden araştırmacı 1800 yılında Seyitgazi ve Yazılıkaya Vadisi’nde incelemeler yapan William Martin Leake’dir. 1834 yılında Yazılıkaya/ Midas Vadisi ve çevresinde araştırmalar yapan Charles Texier kaleyi ziyaret eder. John R. Steuart Doğanlı Vadisi’nin gravürünü 1837 yılında yapmıştır. C. H. E. Haspels Dağlık Phrygia Bölgesi araştırmalarında kaleye ve vadide araştırmalar yapmıştır ve kitabında bahsetmiştir.

Deve Boynu Kale

 

Eskişehir ili Seyitgazi İlçesine bağlı Çukurca Köyü’nün 1500 m kuzeybatısında yer alan kale yerleşmesi Phryg ve Roma Dönemler’ine tarihlenmektedir.

 

Doğanlı Vadisi’nin girişinde bulunan kale, yüksek ve düz kaya üzerine kurulmuş olup vadiyi iyi gören karakol görünümündedir. Kuzeydoğu köşesinde ana kayaya oyulan dar merdivenler vardır. Düz platoda kaya üzerinde üç oda yer alır. Kuzeybatı yamacında ise iki adet Phryg kaya mezarı bulunur.

Altarlar
Altar / sunak; tanrılar için üzerinde kurban kesilen ve sunu yapılan mimari öğe olarak tanımlanır. Phryg kaya anıtları içinde bu tanıma en uygun olan anıt grubunu, sayısal olarak ilk sırada yer alan basamaklı yapılar oluşturmaktadır. Mimari tasarım bakımından temelde aynı özellikleri yansıtan üç boyutlu anıtlardır. Önünde bir veya birden fazla basamak ve bu basamakların gerisinde Ana Tanrıça’yı simgeleyen idol ya da idolün yerleştirileceği mimari bir düzenekten oluşur.

Phryg dininde, gökkubbenin altındaki uçsuz bucaksız doğa, bütünüyle Ana tanrıça Matar’ın tapınağıdır. Daha sonraları tanrıça mimari birer yapıya dönüştülen kayaların içinde yaşamaya devam etmiştir. Sembolik kapı, idollere çıkan basamaklar her an tanrıçanın varlığını hissettirir. İnanlara göre kapı açılarak, tanrıça bir gün kayaların derinliklerinden görünecektir.

Yazılıkaya / Midas şehrinde çok sayıda altar bulunmaktadır ve bunlar yerleşmelerin üzerinde, yamaçlarında, civardaki kayalıklar üzerindedir. Bu altarlar konum olarak, kayalık platolar üzerine kurulan yerleşmelerde ya da yerleşmeyi çevreleyen doğal kayalıklar üzerinde, kale girişlerinde, kalelerin eteklerindeki kayalık alanlarda ve ziraatın can damarı olan tarlalara yakın kayalıklarda yer almaktadır. Bu altarların büyük bir bölümüne yerden ulaşılarak tapınmak kolaydır. Bu da bize altarların önündeki törenlerin ve sunuların daha çok diz çökerek ya da ayakta doğrudan altarın üzerinde yapıldığını düşünmemize yol açmaktadır. Bunların tek ya da çift idol biçiminde, basamaklı, kavis şeklinde stilize İdollü basamaklı ve idolsüz, basamaklı olmak üzere çeşitleri vardır.

Yazılıkaya / Midas Şehri’nde şimdilik 26 adet kaya altarı saptanmıştır. Ancak bunların yapılacak araştırmalar ve uygun ışıkta sayıları artacaktır. Burada yer alan altarlar, Phryg kaya mimarlığının özgün anıt gruplarını oluşturan, niş ve kaya mezarları ile bir aradadır. Her anıt grubunun en anıtsal örneklerine sahip olan bu yerleşme, kült yapılarıyla donatılmış bölgenin dinsel metropolü görünümündedir.

Boyutları açısından altarlarda belirli bir standart yoktur. Anıtsal altar örnekleri Yazılıkaya / Midas Şehri’nde bulunmaktadır. Bu altarlar toplam üç adettir ve önlerinde törene katılan halk topluluğunu alabilecek geniş alanlar vardır. Diğer altarlar ise daha küçük, mütevazı boyutlarda yapılmıştır.

Midas Şehri Platosu’nun doğu girişinin kuzeydoğusunda yer alan 4 basamaklı altar’ın yönü doğuya doğrudur. 4. basamağın gerisinde ortada kare tabanlı bir yuva bulunmaktadır. Basamakların solunda, kaya bloğu 1. Basamak seviyesine kadar kesilerek sol tarafta yüksek bir platform oluşturulmuştur. Basamakların önünde kaya yüzeyi işlenerek düzgün bir alan elde edilmiştir. Burada solda küre formunda üçlü kabartmalar yer alır.

Yerleşmedeki diğer önemli altar, Plato’nun güneybatısında yer almaktadır. Yönü diğer Phryg altarları gibi doğu’ya bakan altar üç basamaklıdır. İlk basamak kaidesi oluşturur. İkinci ve üçüncü basamağın ortalarında aynı aks üzerinde kaideler yer almaktadır. Altarın üst kısmı düzleştirilerek bir platform şeklinde düzenlenmiştir. Bu platform üzerinde kare ve dikdörtgen libasyon çukurları yer almaktadır.

Büyük Altar
Yazılıkaya / Midas Şehrindeki Phryg altarlarının en anıtsalı ve iyi korunmuş örneği platonun en yüksek kesiminde yapılmıştır. Monolit kaya kütlesi yontularak üç boyutlu, önünde basamakları olan bir altar oluşturulmuştur. Sağ tarafta 3. Basamağın gerisinde alçak kabartma olarak işlenmiş ikiz idol yer alır. Yuvarlak başlı yapılan idoller aynı gövdeyi paylaşır. İdollerin sol yanındaki kaya düzleştirilerek panoya dönüştürülmüş ve üzerine iki satırlık Paleo- Phrygçe bir yazıt yer alır.

 

Yazılıkaya-Midas Vadisi'ninde içinde bulunduğu Dağlık Frigya Vadisi 2015 yılından itibaren UNESCO Dünya Miras Geçici Listesinde yer almaktadır.

Mountainous Phrygia

http://whc.unesco.org/uploads/states/small/tr.gifTurkey

Date of Submission: 13/04/2015

Criteria: (ii)(iii)(iv)

Category: Cultural

Submittedby:
Permanent Delegation of Turkey to UNESCO

State,ProvinceorRegion:
Central Anatolia, Provinces of Eskisehir, Kutahya, Afyonkarahisar

Coordinates: N 39 12 03 E 30 42 57

Ref.: 6040

Disclaimer

The Secretariat of the United Nations Educational Scientific and Cultural Organization (UNESCO) and the World Heritage Centre do not represent or endorse the accuracy or reliability of any advice, opinion, statement or other information or documentation provided by the States Parties to the World Heritage Convention to the Secretariat of UNESCO or to the World Heritage Centre.

The publication of any such advice, opinion, statement or other information documentation on the World Heritage Centre’s website and/or on working documents also does not imply the expression of any opinion whatsoever on the part of the Secretariat of UNESCO or of the World Heritage Centre concerning the legal status of any country, territory, city or area or of its boundaries.

Property names are listed in the language in which they have been submitted by the State Party

Description

Phrygians are one of the Trak tribes migrated from Thrace to Anatolia. According to the general consent, Trak migration started from 1200 B.C. and lasted almost 400 years centered mostly in the period following the decadence of Hittite Empire. Having invaded Troia and surrounding, Phrygians spread over the shores of Askania Lake (Iznik Lake) and Sangarius River Valley (Sakarya River Valley) and continued to disperse into Anatolia. They established a powerful state in the Central Anatolia between the 9th and 6th c. B.C.

Phrygia was divided into two regions in the ancient times. “Phrygia Megale” covering the area between Red River in the east, Lidia region in the west, Lakonya in the south and Köroğlu Mountains in the north; “Phrygia Micra” or “Phrygia Epiktetus” the region covering the provinces of Eskişehir, Afyonkarahisar and Kütahya today. The latter is also called Mountainous Phrygia as it is an upland mountainous area which is constituted by deep valleys and volcanic tuff rocks. Phrygians settled their sacred places and cult centers in such highland areas as they believed Goddess Kybele appears in bare cliffs, valleys and mountains near to freshwater bodies. As a result, it is the Mountainous Phrygia region, which encompasses nearly 52 ha. area, where the Phrygians had their most powerful political and cultural dominance throughout their history.

The Phrygian State collapsed in the early 7th century BC following the attacks of nomadic Cimmerians who sacked the whole Anatolia. However, they were not completely erased from the world history. The members of the royal family, who were able to survive the Cimmerian attacks, continued their existence in various parts of Anatolia, conserving their culture and traditions. The Phrygian principalities lived in the Mountainous Phrygian Region independently until the Kızılırmak (Halys River) expedition of the Lydian King Alyattes to the Medes in 590 BC. Then, until the Persian occupation in 547 BC, they survived as principalities subsumed to the Lydian Empire. In 547 BC, the Lydian Empire collapsed when the Persian King Cyrus II conquered Sardis (today known as Sart/Salihli), the capital of the Lydian King Croesus. Following this event, Phrygia was a part of the Persian Empire for over two centuries.

Along the deep valleys in the region, castles, mounds, tumulus, necropolises, rock-cut worshiping places, inscriptions and reliefs, altars, cisterns, monumental rock-cut tombs and nisches have been found as testimonies of Phrygian culture. Further, in the mounds on fertile plains, layers of Phrygian settlement were discovered.

Justification of Outstanding Universal Value

Phrygia is a civilization which lived and disappeared only in this region in the world. Phrygia developed as a “world state” in the 8th century B.C. and dominated Central Anatolia from Mediterranean at south to Black Sea at north, from Aegean coast at west till the cities of Yozgat and Sivas at east, while the capital was Gordion, which is near to Polatli District of Ankara. Phrygian cultural tradition is adopted and sustained by many follower traditions like Helen, Roman and Byzantium and even Turkish; such as construction technology of rock-cut architecture in various functions, geometrical shaped patterns and stylized animal designs.

Unearthed findings also reveal the militant personality of Phrygians as well as their development in textile, carpentry, furniture and mining industry. Tumulus, the tomb structures built mainly between the 8th and 6th centuries B.C., is firstly seen in Anatolia in the Phrygian period. It’s probably due to that they retained their burial tradition after migration to Anatolia. The Midas Tumulus in Gordion is the most remarkable example of this type of architecture, while other 80 dating from the 10th B.C. and 1st B.C. are scattered around.

Phrygians were also the inventors of the ornament pavement technology, some examples of which can be followed in pebble granolithic floor inside the palace and rectangular shaped structures -megaron- within the Gordion Castle, the other significant architectural and engineering structure of the period. They also invented musical instruments like flute and cymbal. Today many Western musical works are composed via the “Phrygian Scale”.

Mountainous Phrygia, where many unique monumental remains of Phrygians enlightening the religious belief of the society and testifying social life of the period, is a natural structure constituted by geological formations like fairy chimneys and rocky blocks. The area reserves 34 different types of mine. This structure of the site formed by easily carved volcanic tuffs made it possible to build rock-cut architectures which brought characteristic usages of the rocks in Mountainous Phrygia. The most spectacular examples of Phrygian rock-cutn monuments are observed in Mountainous Phrygia.

The importance of rock monuments within religious and social life of Phrygian society is an undeniable certainty. They come into prominence among Anatolian sacred buildings as they were the cult centers designed for Mother Goddess belief. Common features of these monuments are richness in adornments and ornaments on them, pointed roofs, triangular pediments, and rock niches with Goddess sculpture inside.

Criterion (ii): Phrygians provided the integration of rock with the architecture and contributed to interchange of human values by introduction of roof and roof tile technology into the flat roof architecture. It is considered by some writers (Berndt-Ersöz; 1998;87) that rock monuments of Phrygians are the frontiers of Hellen temples. Overhanging architectural elements on the façade of the Maltas Monument, for example, resemble Helen column capitals. These elements do not end in volute shape as generally seen in other Phrygian monuments, rather they take form of concentric circles. Introduction of tumulus into burial tradition in Anatolia is also the Phrygians’ contribution to monumental architecture.

Criterion (iii): The Mountainous Phrygia was a religious center of attraction revealing the clues about the religious culture and traditions in Phrygia. Phrygian rock-cut tombs and monuments have, in this respect, a significant place among sacred buildings in Anatolia receiving attention as a cult complex designed for Mother Goddess belief. The goddess namely “Matar Areyastin” or “Matar Kubileyya/Kubelaya” in Phrygian inscriptions is the only Goddess which is depicted as icon. There can also be seen numerous cult monuments dedicated to Matar Kubileyya throughout the region.

Criterion (iv): Although Yazilikaya Midas Monument -a structure constructed by carved volcanic tuff- is the most spectacular one among the Phrygian rock monuments, Arezastis Monument, Bahsayiş Monument, Maltaş Monument, Burmeç Monument and Aslankaya Monuments are crucial architectural and religious elements of Phrygian rock monuments. Yazilikaya Midas Monument measuring 16m high shows a magnificent image of the typical organization of these monuments with its geometrical decoration, elaborate gable and corroded acroterion. Construction technology of Phrygian rock monuments can be followed in so called “Incomplete Monument” so easily that depictions are added onto the monuments after tops of rocks are flattened. Balkayası Monument is of great importance as it is the first and the only example of painted adornments in Phrygian rock monuments.

Statements of authenticity and/or integrity

Integrity: The archaeological remains comprising the Phrygian civilization are protected by the Act (No. 2863) on the Conservation of Cultural and Natural Property. There are many archaeological and natural conservation sites, as well as individual monuments to be conserved, within this wide area. As a result, 348 sites and 494 monuments are registered on the national inventory. Despite the fact that range of archaeological remains is quite wide, the boundaries can be delimited easily following the geographical thresholds defined by valleys. However, as the remains sprawl on a large area and stays within different administrative boundaries of three provinces, conservation and management of the remains have always been a challenge for ensuring its integrity. The union namely FRIGKUM (Association for Development and Protection of Phrygian Cultural Heritage) is constituted by governorates of three provinces of Eskisehir, Afyonkarahisar and Kutahya for the purposes of fulfilling necessary activities for conservation, promotion and development of the site. FRIGKUM, in this sense, is the only example in Turkey of such administrative structures constituted for conserving a cultural property expanding on a huge area.

Authenticity: Monuments situated within Mountainous Phrygia are very well communed with the topography. Their authenticity firstly stems from the geological structure of the area as the geography itself served for construction of the monuments in the manner that the rocky formations formed by volcanic tuff were the main construction materials. Secondly, since the remains are far apart from modern urban settlements, they have always been away from development pressures and thus kept their original appearance and substances. And thirdly, no heavy restoration activity has taken place in time, except limited and minor repairs. However, due to the richness in mine resources at site, the potential for opening new mining quarries is the biggest threat which might adversely affect the remains statically, while erosion poses the second risk for conservation of the remains.

 

Comparison with other similar properties

As stated above, Phrygia is a civilization which lived and disappeared only in this region in the world and therefore remains from this period are only standing as an ensemble within the boundaries of nominated property. Although there exist archaeological remains similar to Phrygian culture in both Anatolia and Mediterranean geography, it’s hard to find the likes of rock-cut architecture seen in Phrygia Valley which is dedicated to Mother Goddess “Matar Kubileyya”. The idea of carving the rock for burial purposes has been aroused in Urartian Civilization in Eastern Anatolia in the 9th century B.C. and then transferred to Phrygia and continued to disperse into the Roman civilization as from the 8th century B.C. However, Phrygian rock-cut monuments differentiate from its pioneers in the manner that while Urartian monuments had flat roofs, Phrygians applied pediments to roof architecture which has been taken as model by later civilizations. While some writers (C.F. Lehman-Haupt, K. Bittel, M.N.von Loon, Forbes, and F. Işık) highlighted similarities between Urartian and Phrygian rock art, P. Demargne states that there is no Western influence on creation of Phrygian art and E. Akurgal claims Lycian influence on its emergence. F. Işık, contrarily to E. Akurgal, argue that the one which comes later is Lycian monuments where rock had been carved only for the burial purposes unlikely to Phrygia. Likely, rock works similar to ones in Phrygia can be found in pre-Phrygian period like in Hittite monuments such as Eflatunpinar (Konya), Gavurkale (Ankara) and Fraktin (Kayseri), however, while the Hittite ones are in scattered character and located distant to settlements; Phrygian rock-cut monuments are collectively localized in the Mountainous Phrygia. As a result, rock monuments in Mountainous Phrygia differ from its pioneer and follower examples as being innovative in design and being constructed related with Mother Goddess cult. Mountainous Phrygia, in this sense, is the only property providing information about religious life and rituals of Phrygian people.

http://whc.unesco.org/en/tentativelists/6040/

Galeri

2017 © Yüzey Araştırmaları - Tüm hakları saklıdır.